Yaş Çay Sezonu Öncesi Bölge Sayl…

AK Parti Rize Milletveki…

Tarımcının bankalara olan borcu?

Covid-19 salgını ile bir…

Polatlı soğanı 81 ile dağıtılaca…

Salgın sürecinde tüketim…

Bakan Pakdemirli; “GÜBRE DESTEĞİ…

T.C. Tarım ve Orman Baka…

COVID 19 Salgını Sonrası Yeni Ne…

T.C.Tarım ve Orman Bakan…

Gübre fiyatlarında artış peraken…

Adapazarı Tarımcılar Oda…

«
»
TwitterFacebookPinterestGoogle+

NPK GERÇEĞİ!!!

Gübre, bitkinin beslenmesinde gerekli olan kimyasal elementleri sağlamak için toprağa ilave edilen herhangi bir madde.

Bitkiler, büyüme ve yaşamaları için azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt, demir, mangan, bakır, çinko, bor ve bazı hallerde de molibden gibi elementlere muhtaçtır.

Türkiye dahil Japonya’dan Meksika’ya, geleneksel tarım üreticilerine 50 yıldan beri önerilen şey kimyasal gübre kullanmalarıdır.

Ne de olsa gübre (…)

Zehir değil bu ya…

Onun için çiftçiler kendilerince etik değerlerine uyarlar, içleri rahattır.

Gidip bir çuval gübre alınır.

Bunun adı tüm dünyada NPK gübresidir.

Genellikle 3 ana element, bazen de birkaç iz element içerir.

Ana elementler

N(azot),

P(Fosfor),

K(potasyum).

Azot uçucu bir gazdır, yerinde durmaz, havaya karışır.

Gübreyi taşımak için kullandığımız gözenekli naylon çuvalın içinde nasıl gaz olabilir ki?

Potasyum suya temas edince yanıcıdır,

Fosfor havayla temas edince yanıcıdır.

Ama, çuvalın içinde hep birlikte, öylece dururlar.

Çünkü azot, fosfor ve potasyum kararlı olarak bir arada bekleyebilsinler diye, tuz kristalleri ile karıştırılarak harman yapılırlar.  

Tuz kristalleri olarak genellikle tuz bileşikleri kullanılır.

Örneğin Kadmiyum tuzu.

Tuz kristallerine bindirilen NPK bir arada dengeli ve katı halde tutulur.

Bu kristaller suda çözülebilir yapıdadır, bu sebeple, toprağa atılan gübre sulanıncaya kadar toprakta kuru halde durur, bir etkinlik göstermez.

Tuz bileşikleri, sulama veya yağmur ile suda çözünür ve toprak altına inip köklere ulaşır. Fakat bitkinin kılcal kökleri tarafından alınamaz, çünkü köklerin alabileceği mineral yapısında değildir.

Bu sebeple kazık kökler tarafından alınır.

Kazık kökler yapıları gereğince hidrolik pompa gibi çalışırlar.

Kökler;

“-suyun içinde çok tuz var” demez, gelen suyu emer.

Böylece gübreli ve bol tuzlu suyu içmesi için bitkiyi zorlamış oluruz.

Ama neyse ki zehir değil diye çiftinin içi rahattır.

Çünkü sadece gübre verdik!

İşte burada dananın kuyruğu kopar!

Bitki, köklerinden emdiği tuzlu suyu dengelemek için daha fazla su emer.

Biz nasıl tuzlu yediğimiz zaman susarız, aynen öyle.

Bol su alması, görünüşte bitkiyi hızlı bir büyümeye teşvik eder, çiftçi de sevinir.

Yapraklar canlanır, parlar, irileşir.

Bitki, gübre sayesinde aşırı şişer…

Bu aşamada daha fazla su çekmemek için köklerin işlevi yavaşlar.

Toprakta iz element varsa bile alamaz.

Aşırı şişen ve sudan dolayı canlı görünen aynı cins bitkiler, etraftaki tüm böceklerin ilgisi çeker, ki, bu da *Monokültürün diğer bir olumsuz sonucudur.

Ördeklerin sulu yer araması ve suyu bulunca oraya koşmaları gibi, birçok böcek, er veya geç, bitkilerdeki suyu fark eder ve su kaynağından faydalanmak için bitkiye hücum eder.

Böceklerin niyeti bitkiye zarar vermek değildir.

Onlar bitkideki suya ulaşmak isterler.

Bir de bakarsınız ki, bitkileriniz böcekler tarafından istila edilmiştir.

O kadar yatırım ve harcama yapıldı, bitkiler böceklere teslim edilecek değil ya, etikten birazcık uzaklaşmak o kadar da ayıp değil diye:), böcek ilacı püskürtülür.

İlaç sadece bitki üzerindeki böcekleri öldürmez, yerçekimi ile toprağa işler.

Karıncalar, solucanlar ve diğerleri ölmeye başlar.

Sonra sırayla toprak yapısını düzenleyen ve aralarında simbiyotik ilişkiler olan mikroorganizmalar yok olur.

Halbuki tüm bu canlılar toprakta hava delikleri açan, birbirlerine gıda zincirleri ile bağlı yaşam formlarıdır.

Toprağı canlı yapan bunlardır.

Toprak altındaki canlılığın öldüğünü çiftçi hemen fark etmez, çünkü bitkiler hala sağlıklı görünüyordur, ama topraktaki minik yardımcılarımız ölüp gitmiştir.

Bir süre sonra yağmurlar başlar.

Veya siz sulama yaparsınız.

Suyla şişmiş bitkileriniz artık mantara çok hassas hale gelmiştir.

Siz bu zamana kadar sentetik gübreye ve böcek ilacına çok harcama yaptığınız için mantar yüzünden ürününüzden olmak istemezsiniz değil mi?

Hemen mantar ilacına başvurursunuz.

Birkaç yıl bu döngüde ilaçlama yapılan toprakta, er veya geç, zamanla tüm mikrobiyolojik canlılık ölür.

Toprağa işleyen mantar ilacı, topraktaki kalan diğer organik canlılığı da öldürür.

Sağlıklı toprağın her metrekaresinde birkaç kilometre mantar ağı bulunur.

Bunlar, köklerin ulaşamadığı mesafelerden bitki köklerine besin getirmekten de sorumludur.

Bitkiye besin getirerek karşılığında karbonhidrat (=şeker) alırlar.

Topraktaki canlılığın ölmesi, bu alışverişi durdurur, böylece bitkiye besin taşıyan mantar kalmaz.

Ayrıca, canlılığın yok olması, toprağın hava deliklerinin kapanmasına, toprakta su tutma kapasitesinin düşmesine ve sonunda toprağın sıkışmasına sebep olur.

Toprakta gözenek azalınca, bitkiye verilen su veya yağmur suyu toprağa işlemez ve yüzeyden akar. Toprağımızı erozyonla kaybetmeye başlarız.

Toprak bu durumda, bizden ümidi kesip, kendi doğal çözümünü devreye sokar.

Hepimizin nefret ettiği, “yabani ot” diye küçümsediğimiz bitkileri çıkarır ve bu bitkilerin kökleriyle, sıkışan toprağı gevşetmeye, toprağı yeniden canlandırmaya çalışır.

Aslında insana verdiği mesaj şudur:

 “İçimdeki canlılığı öldürdün, ben yeniden otlar çıkararak, onların kökleri sayesinde toprağı gevşetmeye, hava ve su delikleri yaratmaya çalışıyorum”.

Ama, insan bunu anlayamaz ve yabani otlar için ot ilacı kullanır.

Toprak iyice zehirlenir.

Nasıl başladıydı?

İyi niyetle, para kazanmak için *Monokültür tarım yapacaktık.

Bir torba sentetik gübre aldık, işe koyulduk.

Temel yanlışlar:

Toprağı değil bitkiyi beslemeye çalışmak, ilaç ve zehirle topraktaki mikrobiyolojiyi öldürmek, yani toprağı öldürmek.

Bu yanlışa devam edildiği sürece, kısır döngüden kurtulmaya olanak yoktur.

Maliyeti yüksek, kalıntısı çok, lezzetsiz, sağlıksız ürünler yetiştirilir,

Her geçen yıl toprak daha da öldürülür.

Her geçen sene, daha fazla gübre, daha fazla böcek ve ot ilacı kullanmak zorunda kalınır. Maliyet gitgide artar, bu sürdürülebilir bir durum olmadığı için, sonunda tarla satılır.

Çiftçi toprağını terk eder. İş bulup çalışmak için büyük kente göç eder.  

* Monokültür belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntemdir. Endüstriyel tarımda sıklıkla kullanılan bu yöntem, kısıtlı işgücü olanaklarına sahip bölgelerde yüksek hasat oranlarına ulaşılmasına yardımcı olmaktadır. 

Bir cevap yazın

HAKKIMIZDA

KIT’A YAYINLARI

KISIMLAR

PAZAR

YASAL BİLGİ

SOSYAL AĞ