Petrol fiyatlarında son 3 yılın …

Brent türü ham petrolün v…

IMF’den İtalya’ya mali genişleme…

IMF’den yapılan yazılı aç…

Yediemin depoları milli servet m…

Antalya’da trafik ihlali,…

Bakan Pakdemirli’den yerli tohum…

Tarım ve Orman Bakanı Bek…

İstanbul Havalimanı için promosy…

Ekşi, AA muhabirine, İsta…

Bakan Pekcan’dan faiz müjdesi!

Ticaret Bakanı Ruhsar Pek…

«
»
TwitterFacebookPinterestGoogle+

Yardımcı Profesör Doktor Josef H. Görres ile Solucanlar Üzerine Çarpıcı Bir Söyleşi

Vermont Bilim Okulunda, Yardımcı Profesör olarak görev yapan Doktor Josef H. Görres, Tekirdağ’daki Namık Kemal Bilim Okulu Tarım bölümünde görevli Toprak ve Bitki besleme Doçenti Korkmaz Bellitürk’ün konuğu olarak ülkemize gelmiş ve solucan gübresi üreticisi bazı girişimcilerle tanışmış ve üretim süreçlerine göz atarak kendi deneyimlerine dayanan bazı önerilerde bulundu.

Vermont, Amerika Birleşik devletleri’nin ekonomisi tarıma dayalı bir bölgesidir. Vermont’ta toprak en önemli kaynak kabul edilmektedir. Yardımcı Profesör olarak görev yapan Doktor Josef H. Görres, görev yaptığı bilim okulunda doğal olarak bu bölgenin dokusuna uygun biçimde eğitim ve araştırmalar yapmakta, tarlaların sürdürülebilirlik ve refahı için tarımsal ekonomi ile ekolojik işleyiş etkinliğini bağdaştırmaya çalışmaktadır.

Yardımcı Profesör olarak görev yapan Doktor Josef H. Görres, Tekirdağ’daki Namık Kemal Bilim Okulu Tarım bölümünde görevli Toprak ve Bitki besleme Doçenti Doktor Korkmaz Bellitürk’ün konuğu olarak ülkemize Türkiye’de bulunduğu sırada Türkiye, Solucan Gübresi iş kesiminden Savaş Gönen ile de buluştu ve solucan gübresi üretimi ve solucanın yaşam alanları ve davranışları hakkındaki düşüncelerini ifade etti. .

Buradaki en önemli soru şudur; Çeşidini bilmediğiniz herhangi bir toprak solucanını bulunduğu doğal ortamından ayırıp solucan gübresi üretimi yapacak olursanız ve bu nedenle farklı coğrafyalara göçlerini sağlarsanız, bir solucan istilasına davetiye çıkarılmış olunur mu?

Bu nedenle söyleşiyi oluşturan soru ve yanıtları okurken, sadece elde edeceğiniz faydayı değil, diğer taraftan neden olabileceğiniz olumsuz etkileri de düşününüz.

Özetle söylemek isterim ki, özelliklerini ve davranışını bilmediğiniz çeşitlerle solucan gübresi üretmeyi denemeyiniz.

SORU: Merhaba Yardımcı Profesör, Sizlerle solucan konusunu konuşmak üzere buluşmuş olmaktan ötürü memnunum. Zaman ayırdığınız için teşekkürlerimi sunarım. Hazırsanız eğer zaman kaybetmeden sorularımı sormak isterim.

-Eğitiminizi bir fizikçi olarak tamamladınız ancak topraklar konusunda çalışıyorsunuz (…) bize başından başlayarak fizikle ilginizi ve fizik ile toprak arasındaki ilişkiyi nasıl özdeştirdiğinizi söyler misiniz, Neden solucanlara ilgi duydunuz?

YANIT: Aslında henüz küçükken bir astronom olmak istemiştim, fakat neticede astronomide çok az pozisyon olduğunu fark ettim ve bu nedenle uzmanlaşma alanımı değiştirdim. Fizikçiler karmaşık sistemler üzerine çalışırlar. Toprak da oldukça karmaşıktır, çünkü toprakta birbirinden farklı işler yapan birçok farklı organizma için birçok farklı habitat vardır (boşluk hacmi, gözenekler). Gözenekli katılar fiziğinin büyük bir kısmı toprağa uygulanabilir ve elbette ayrıca su akışı fiziği, besin ve kirlilik transferi ve hatta üzerinde araştırma yapabileceğiniz organizmalar yoluyla kimyasalların algılanması gibi konulara da sahipsiniz.

SORU: Basit bir soruyla başlamak istiyorum: Solucanların artı ve eksilerine dair neler söyleyebilirsiniz, size göre ‘Solucan gübresi’ toprak ve organik tarım için gerçekten de altın değerinde midir?

YANIT: Solucan gübresinin birçok faydası olabilir. Bunlar toprak verimliliği ve bitki besinleri, bitki büyüme düzenleyicileri, toprağın organik madde düzeyinde arttırıcılık, bazen de bitki patojenlerine karşı koruyuculuktur. Elbette ki bir solucan gübresinin ancak onu elde etmek için kullandığınız malzemenin iyi olması oranında kalitelidir.

Kullanılan malzemeler olanaklar seviyesinde ağır metallerden arınmış olmalıdır. Yüksek azot (N) içerikli maddeleri (örneğin hayvan gübresi) yüksek karbon (C ) içerikli (örneğin saman, talaş gibi) maddelerle karıştırarak kullanmalısınız.

Başlangıç C:N oranınız 30:1 şeklinde olmalıdır.

Bu oran 2-3 ay sonra 10:1 – 15:1 şeklinde düşürülmelidir.

Vermont’da solucanların karanlık bir tarafı vardır. New England’daki solucanların tamamı egzotik ve bazıları da işgalci çeşitlerdir. Toprak yapısını değiştirerek ormanlık alana zarar verebilirler; böylece ormanlık alanın toprak yüzeyi dokusunun alt bitki örtüsünü azaltır ve hatta ağaçların yenilenmesini engellerler. Tahmin edersiniz ki, gibi daha önce ekolojik işleyişte solucanların varlığı olmaksızın gelişmiş olan bir ortamda yaşayan tüm canlılar, kendilerine göre uyumlu bir habitat içinde hayatlarını sürdürmektedirler.

Bu ortama, o bölgede daha önce yaşamayan bir solucan türü getirildiğinde zamanla ortamın toprak yapısı değişmektedir. Örneğin, topraklarında daha önce hiç solucan yaşamamış bir ormanlık alan düşünün; bu bölgeye yabancı bir solucan türü getirilmeden önce toprak yapısı, bu yapıya göre bölgede yetişen bitki ve hayvan yapısı kendisine özgüdür.

Ancak bölgeye solucan getirtildiğinde, solucanlar hızla çoğalıp yaprak ve bölgeye özgü bitki örtüsünü tüketmekte ve dolayısıyla toprağın yapısını değiştirmektedirler. Bu durumda yeni toprak yapısıyla uyumlu olmayan bitkilerin bölgedeki soyu tükenmekte, bunun yerine yeni tür bitkiler yaşamaya başlayabilmektedir. Bu da, oturmuş bir habitatı olan bölgenin tüm dengelerinin değişmesi anlamına gelmektedir.

Toprak solucanları bu anlamda tamamen suçlu olarak görülememekle beraber, bu yıkıcı etkiyi yapan belirli solucan çeşitleri tespit edilmiştir.

(Dikkatinizi çekmek isterim ki, bay Görres’in bu ifadesi; ABD’nin Vermont bölgesindeki ormanlık alanlardaki yabancı işgalci solucan çeşitlerinin yıkıcı etkisi üzerinedir.)

SORU: Size göre tarlacılık kesiminde yaygın olarak kullanılan kimyasal gübrelere karşı, Solucan Gübresi etkili bir alternatif mi?

YANIT: Organik Tarımsal Üretimde adından da anlaşılacağı gibi kimyasal gübreler kullanılamaz. Solucan gübresi diğer organik kaynaklı malzemelerin çürütülmesi ile elde edilen gübrelerle karşılaştırıldığında yüksek değerlerde besin içeriğine sahip olduğu görülecektir.

Çok çabuk sonuç vermektedir. Bu nedenle bir başlangıç ​​gübresi olarak ve/veya tamamlayıcı olarak etkili olacaktır.

Ticari olarak üretildiğinde pahalı olmasına rağmen, eğer küçük ölçekli olarak üretilebilirse daha ucuz olacaktır. Aynı zamanda Solucan gübresi, araziye dikim öncesi çok güçlü bir fide üretimi sağlamak amacıyla da kullanılabilir.

SORU: Bir yerde, ‘solucanların neden olduğu, besinlerin hızlı salınımı olayına yerel bitkilerin uyum sağlayamayacağından’ bahsetmişsiniz. Bu oldukça önemli bir tespittir.

Buradan yola çıkarsak, bu durum ticari amaçlı solucan gübresi üretimi açısından herhangi bir sorun teşkil eder mi;

Örneğin, bu bağlamda her türlü tarımsal faaliyette ticari olarak üretilmiş solucan gübresi kullanımı herhangi bir tehlike arz eder mi?

YANIT: Ekolojik işleyişte, solucanların varlığı olmaksızın oluşmuş olan doğal ortamlarda solucanlardan kaynaklanan besin salınımı bir sorun olabilir.

Örneğin, 10.000 yıl önce buzlarla kaplı (buzul çağı) olan bölgelerdeki ekolojik işleyiş solucanların varlığı olmaksızın geliştiler.

Bundan dolayı, bu bölgede yetişen bitkiler solucanların neden olabileceğinden daha farklı yapraklanma ve çiçeklenme dönemlerine (zaman aralıklarına) uyum sağlamışlardır.

Bu durum birçok işgal edilmiş ormanlık alan için bir sorundur. Bu model bazen işgalci bitki türlerinin, solucanlar tarafından işgal edilmiş ormanlık alanlara sömürge kurmasına neden olur ve böylece ağaçların hasadı engellenmiş ve bölgedeki biyolojik çeşitlilik de azalmış olur.

Tarım arazilerinde ise işler biraz daha farklı yürür, çünkü burada toprağı ve ekimi yapılan ürünü yönetmek daha kolaydır.

Örneğin solucanların bıraktığı bokların içeriğindeki besinleri almak için örtü bitkileri kullanabilirsiniz.

Yani normal bir tarımcı için bu durum çok da sorun olmayacaktır.

Buna rağmen bazı solucanlar, derin tüneller kazabiliyorlar ve böylece tarımcıların araziye uyguladıkları bazı kimyasallar bitkilerin kök bölgelerine erişebilir.

Bu da tarımcı için bir maliyettir, verilen kimyasalların bitkiye herhangi bir etkisi olmuyor, çünkü bitki onu kökleri yardımıyla alamıyor

SORU: Yaygın kanıya göre, ‘solucanların toprak sağlığı ve ekolojik işleyişi üzerine olumlu etkiye sahip olduğu yönündedir.’ Fakat bunun tam tersi yönde, eğer ‘solucanların bazı potansiyel olumsuz etkileri’ de varsa, sıradan bir tarımcı kendi solucan gübresini üretir ve/veya kullanırken ne gibi önlemler almalıdır?

YANIT: Tarımcı bu koşullarda işini yaparken birkaç ayrıntıya dikkat etmelidir;

1 – Solucanları kendi bokundan ayırırken dikkat edilmelidir.

2 – Tarlacı her zaman şunu bilmelidir ki işçi solucanlar düzenlenmiş ortamlarda yönetilerek iyi gübre üretmesine rağmen kontrolsüz ortamlarda yani tarlalar da kendi başına yaşarken aynı verimliliği asla sağlayamazlar.

3 – Solucanlar gübre üretiminin yanında doğrudan kendisi de iyi fiyata alıcı bulan bir ticari üründür.

SORU: Yerel ve işgalci solucanlar arasında ne gibi farklar vardır,

Örneğin Türkiye’de oldukça fazla sayıda solucan çeşidi var.

Örneğin, kendi bölgesi için yerel bir tür olmayan *Eyzenya Fetita türü solucanı işçi olarak çalıştırıp, solucan gübresi üretenleri düşünürsek, çalışmalarınızda bahsettiğiniz işgalci türlere dair herhangi bir tehlikeyle karşılaşmaları olası mı?

YANIT: İşin aslı ben *Eyzenya Fetita türünün bir tehlike arz edeceğini düşünmüyorum, çünkü bu solucan türü bir ekolojik düzende yaşamını sürdürebilmek için oldukça fazla organik maddeye ihtiyaç duyar (zaten tam da bu nedenle iyi bir solucan gübresi üreticisidir, büyük miktarlarda organik atığın üstesinden gelebilirler).

 Tüm bu bilgimize rağmen yine de her şey için kesin diyemeyiz!
Türkiye’deki solucanların işgalciliği ile ilgili ve hangi türlerin egzotik olduğuna dair çok az bilgi var elimizde.
Göçebe olarak sınıflandırılan bu solucanlar dünya çapında yayılım göstermişlerdir.Bunların bir kısmı Lumbricus’dur.
(L. Rubellus ve L. Terrestris)

Diğer çeşitler de vardır.

Türkiye’de yaklaşık 70 farklı tür tanımlanmıştır, fakat büyük olasılıkla çok daha fazlası henüz toplanmamış veya henüz bir çeşit olarak tanımlanmamıştır. Bu nedenle Türkiye’deki egzotik türlerin tehlikelerine dair çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim.

Diğer yandan Mete Mısırlıoğlu, Amynthas cinsi solucanların listesini vermektedir ve bunlar doğuya ait türlerdir (Japonya, Çin, Kore) ve bu türler ormanların saldırgan işgalci türleri olmaları açısından tehlike arz edebilirler.

SORU: İşgalci solucan türlerini nasıl ayırt edeceğiz?
YANIT: Güzel bir soru. Türkiye’deki solucanlar hakkında çok az bilgimiz var, bu nedenle egzotik ve işgalci türleri belirlemek çok zor. işgalci solucanlar birçok belirgin özelliğe sahiptirler:

1) Hızlı üreme döngüleri
2) Çok fazla sayıda atığı hızla tüketebilme,
3) Yeni çevrelerine çok hızla uyum sağlayabilme

SORU: Aklıma takılan bir soru var: İşgalci solucanlar, Vermont ve Great Lakes bölgelerinde gözlenen yıkıcı etkilerin aynısını kendi öz ülkelerinde de göstermiyorlar mı, Eğer göstermiyorlarsa neden?

YANIT: İşgalci canlılar işgal ettikleri bölgelere oldukça büyük hasarlar vermektedirler, çünkü gerçekte geldikleri öz bölgelerinde var olan ve onlarla beslenen avcılar, işgal ettikleri bu yeni yerlerde yoktur. Bu nedenle asıl yaşam ortamlarında sayıca yeterli çoklukta olmayabilirler ve bunlar da ekolojik düzenin geri kalanları ile denge içinde yaşamaktadırlar.

Aynı zamanda öz ekolojik düzenlerinde kendi bölgelerine özgü bir solucan bileşenine sahip olabilir. Eğer bu solucanlar yeni bir bölgeye taşınırlarsa hasara neden olabilirler.

SORU: Peter Groffman’a göre ‘solucanlar, yeni büyüyen bitkiler için bir tür büyüme ve köklenme ortamı sağlayan yaprak süprüntülerini yemektedirler.’ Fakat birçok makalede solucanların sadece çürüyen maddeleri tüketebildikleri yazmaktadır. Bu açıdan, solucanlar çürümeyen yaprak süprüntülerini nasıl yiyebilirler?

YANIT: Toprak yüzeyindeki herhangi bir yaprak süprüntüsü çok hızlı bir biçimde çürümeye başlar. Gerçekte yaprağın kimyası daha ağaçtan düştüğü andan itibaren değişmeye başlamıştır. Solucanlar bu sürece katkı sağlarlar. Eğer yapraklar diğer böcekler tarafından küçük parçalara ayrıştırılmış ise solucanlar daha da çabuk beslenirler. Bu açıdan bakılırsa yapraklar zaten kısmen çürümüşlerdir. Bazı solucan türleri ise yaprakları çekerek, toprakta açtıkları tünellere götürürler ve orada çürümeye başlayan bu yaprakların üzerinde yaşayan mikroorganizmalarla beslenirler.

SORU: Solucan bokunu hep iyi bir çimlenme ve köklenme ortamı olarak biliyoruz. Yoksa değil midir?

Tartışma ortamlarında şöyle bir soru sorulmuştur:
‘Solucanlar atıkları işleyerek geriye boklarını bırakırlar ve bu boklar bol miktarda yararlı bakteriler içerir ve bunlar da bitkilerinizin gelişip serpilmelerini sağlarlar. Ormanlık alanlardaki solucan bokları içeren bu bölgelerde neden büyüme gözlenmemektedir’, Bu yorum hakkında neler söylemek istersiniz?

YANIT: Solucan dışkısı bahçecilikte, daha sonra satışı yapılan ve arazilere dikilen bitki fidelerinin büyümesi için kullanır ve evet gerçekten de çimlenme için oldukça faydalıdırlar.

Solucanların olmadığı ormanlık alanlarda yetişen bitkiler ince bir organik madde tabakasına ihtiyaç duyarlar ve bu durum (solucanların olmadığı) birçok orman için de geçerlidir.

Bu bölge tohumların muhafaza edildiği (tohum bankası) ve çimlendiği bölgedir. Ormanlık arazilerdeki solucan dışkısı sıklıkla toprak mineralleriyle karışmıştır ve böylece bölgeye özgü bitkilerin köklerinin delip geçemeyeceği yoğunlukta bir toprak tabakası oluşur. Ancak solucanlarla birlikte sonradan gelen bazı işgalci bitkiler bu tabakada çimlenip yetişebilirler.

SORU: Solucanlar ve karbon arasındaki gerçek öykü nedir; Karbonun tamamının hızlı ayrışma nedeniyle atmosfere salınımı gerçekten de olanaklı mı; Eğer öyleyse, ticari solucan gübresi üreticileri bu konuda neler yapabilir; Onlar için sorun yaratacak bir durum var mı?

YANIT: Çiftçiler için bir tehlike yoktur fakat iklim değişikliği üzerinde bilimsel olarak henüz ölçülmemiş olan bir etkisi olabilir. Ancak, birçok işçi topraklardaki solucandan kaynaklanan sera gazı emisyonunu incelemiş ve bu topraklardaki CO2 oranında bir artış olduğunu göstermişlerdir.

SORU: Purdue Üniversitesinde bir çevre kimyacısı olan Tim Filley’in üzerinde çalıştığı bir makalede, ‘toprak solucanının iştahı karbonun toprakta depolanmasını kolaylaştırabilir ve böylece kimyasallar atmosfere CO2 olarak salınmazlar, ki bu da iklim değişikliğini frenlemek için fayda sağlayabilir’ demektedir. Gerçekten de solucanlar iklim değişikliği üzerinde bu ölçüde bir etkiye sahip mi? Buradaki aynı süreç ticari solucan gübresi üretimi içinde geçerli mi?

YANIT: Olabilir (….) Doğrusu biz de şu anda tam olarak bu konu üzerine çalışmaktayız. Öğrencilerimden birisi solucanlı ve solucansız ormanlık arazilerdeki karbon birikimini araştırmaktadır.

Ana fikir şudur;
Solucanlar toprak içinde gözenekler meydana getirerek agregatlar oluştururlar. Belki çok küçük olan mikro organizmalar bu agregatlar içindeki organik maddelere ulaşamazlar. Buna fiziksel OM koruması denir. Biz aynı zamanda organik malzemenin çürütülerek dönüştürülmesi sırasında salınan sera gazını da ölçüyoruz.

(* Agregat: Topraktaki kil, mil ve kum bölüntülerinin, organik materyal ile canlı salgıları sayesinde oluşturdukları en küçük doğal toprak parçasına verilen isimdir.)

SORU: Wageningen Bilim Okulundan Jan-Willem Van Groenigen “bilim adamları karbon döngüsünde küçük organizmaların rolünü anlamak için yavaş davranmaktadırlar” demektedir.

Ona göre, “solucanlar dışkıladıkları zaman, ortaya çıkan madde azot oksit salınımı yapan toprak mikropları için bir şölen sağlamaktadır.

Solucanların tünel kazmaları ve toprağı karıştırmaları aynı zamanda bitki posalarının toprağa karışmasına ve orada çürüyüp CO2 üretmelerine neden olur”.

Son aşamada hangisi doğrudur: Karbon depolaması mı yoksa salınımı mı?

Diğer yandan Groenigen der ki, “uzun bir zaman dilimi içinde, solucanlarla dolu topraklardaki azot-oksit salınımı artarken CO2 salınımı azalabileceğine dair ipuçları vardır”. Sonuç olarak bu karışıklığa dair neler söyleyebilirsiniz?

YANIT: Gerçek, tüm süreçleri bilme meselesidir. Eğer solucanların topraktaki CO2 salınımına bakarsanız evet, bir etkiye sahiptirler. Buna rağmen, toprağa karışan yaprakların bir kısmı boşluk hacimlerinin (* topraktaki gözenekli boşluklardan bahsediliyor) bir parçası olmakla beraber çürüyerek ayrışmaktan korunmuş olurlar ve bunlar mikroorganizmalar için oldukça küçüktürler.

Yani aynı zamanda ortada hem solucanların hızlı etkileri (CO2 salınımında olduğu gibi) ve hem de yavaş işleyen bir etki (karbonun korunması gibi) var.

Bu durum göz önünde bulundurulması gereken çift taraflı bir denge meselesidir. Her iki süreç aynı zamanda işlemektedir. Toprakta ne kadarının hapsolduğu süreçler arasındaki fark ile ilgili bir sorudur.

Yani aynen çek defteri gibi; giden ve gelen para. Hesabınızdaki paranın durumu hesabınıza ne hızda paranın yattığı ve ne hızda harcama yaptığınızla ilgilidir.

SORU: “Vermont’ki Mandıra ve Akçaağaç Üretim Sistemlerinde Solucanlara Bağlı Azot Kaybı” adlı proje çalışmasında “özellikle solucan barındıran topraklarda Azot neredeyse sadece, bir azot formu olan Nitrojen biçimindeydi ve bu biçimiyle kolayca yıkanıp bir sera gazı olan Azot Oksit’e dönüşebilir” denmektedir.

Aynı durum ticari solucan gübresi kullanım durumlarında da geçerli mi?

YANIT: Evet. Yıkanma (liç) olup olmama durumu toprak yönetimi bağlıdır; kararlı Karbon’un tipi ve miktarı ve benzeri gibi.

Nitrat’ın (NO3) oluşması için ilk olarak Amonyum (NH4) aşamasından geçmesi gerekmektedir ve eğer nitrifikasyonu bozabilirseniz (…) (NH4’ün NO3’e dönüşmesi süreci) bir şekilde azotunuzu yıkanmaktan kurtarabilirsiniz.

Bu ise eğer NH4, kil ve organik madde katyon değişim kapasitesi tarafından soğurulursa veya NH4 oluşur oluşmaz bitki ve mikro organizmalar tarafından alınırsa olanak oluşur.

Yapılan bazı çalışmalar göstermiştir ki, eğer solucan gübresine ilave olarak daha fazla C (karbon) (örneğin saman) eklenirse, işlem sürecinde kaybolan en azından 10%’a kadar N (Azot) geri kazanılabilir.

Bu ise samanın ayrışması sürecinde mikro organizmaların azotu tutmaları sayesinde mümkün olmaktadır.

SORU: Michael Tennesen tarafından yazılan ve Scientific American’da yayınlanan bir makalede toprağa en çok zararı özellikle Night Crawler (Lumbricus terrestris) ve Alabama Jumper (Amynthas agrestis) türü solucanların verdiğinden bahsediliyor.

Fakat birçok kişi solucan gübresinin üretimi için bu tür solucanları kullanmaktadırlar. Burada bir çelişki yok mu?

(Bilgi notu: Türkiye’de bugünkü mevcut durumda bu tür solucanların solucan gübresi üretiminde kullanıldığına dair bir bilgi mevcut değildir.
Soru yurtdışı için sorulmuştur.)

YANIT: Ne Lumbricus terrestris ne de A. Agrestis çeşit solucanlar iyi birer gübre solucanıdır. L. terrestris çeşidi anageic bir çeşittir. (ekolojik tiplerin tanımları için Mısırlıoğlu kitabı bakınız) ve yeterince hızlı çoğalamazlar. Fakat orman toprak örtüsüne zarar vermeye yetecek kadar büyüktürler. A. Agrestis birçok yavruya sahiptir fakat olgunlaşmaları ve yeniden üreyecek hale gelmeleri yaklaşık 90 günü bulmaktadır. E. Fetida ile karşılaştırdığınızda 20-30 gün daha geç ürerler.

SORU: İnsanlar ormanların yeniden düzelmesi için neler yapabilirler? Tekrar başa dönmek olanaklı değil mi?

YANIT: Ormanlarda solucanları gerçekten kontrol altında tutmanın bir yolu yoktur. Ana önlem işgalden kaçınmaktadır. Eğer bir kaz işgali meydana gelmişse, bilmeliyiz ki, ondan önce bir solucan işgali gerçekleşmiştir.

Bazıları solucanları avlayarak beslenen ve onların doğal düşmanı olan *planaryaları (*bir çeşit yassı kurt) öneriyorlar ancak bu defa da *planaryaların kendileri istilacı konumuna geleceklerdir.

Bununla beraber, biz bazı organik böcek ilaçları kullanmayı ve ayrıca kontrollü yangınlar çıkararak mücadele etmeyi denedik. Aksi halde gerçekten zararlı bazı kimyasal ilaçları kullanmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yoktur. Belki yeni bir buzul çağını bekleyebiliriz.

(BİLGİ NOTU: Bilimsel çevrelerin savına göre Amerika ve Kanada’da son buzul çağı ile birlikte solucanlar topraklardaki yaşamlarını yitirmişlerdir.

Bu konuda yazılı kaynaklarda şu biçimde ifade edilmektedir.
Solucanlar ilk Avrupalı yerleşimciler tarafından 1600 veya 1700’lü yıllarda Kuzey Amerika’ya getirildiler. O zamanlar yolcular memleketlerinden çiçek getirirlerdi.

Solucanlar da bu çiçek saksılarının içinden Kuzey Amerika’ya taşındılar. Solucanlar, daha önceleri bir şekilde yine dışarıdan gelen diğer zararlı bir çok canlıya nazaran oldukça faydalıdırlar.

Eğer solucanların Kuzey Amerika getirilmesinden önce burada solucanlar vardıysa da, 10000 ile 50000 yıl önce gerçekleşen son buzul çağı süresince soyları yok olmuştur.

Solucanlar, kemikleri olmadığı için araştırmacılar tarafından fosil olarak çok zor bulunulurlar veya tanınırlar. Çünkü solucanlar gibi, halkaları ve bölümleri olan başka canlılar da vardır. Ancak yine de solucanların bazı araştırmacılar yaklaşık 1 milyar yıl öncesine kadar solucanların soyunu dayandırırlar.

Bilim adamları solucan fosili bulamamışlardır ancak, onların bıraktığı izlerin fosillerini bulabilmişlerdir. Bazı diğer bilim adamları aksini söyleseler de, yani başka canlılar tarafına yapılmış olabileceğini öne sürseler de, yukarıdaki iz fosilleri Hindistan’da bulunmuştur.

Buna rağmen bir çok bilim adamı, halkalı solucanların, solucansı yumuşak bedenli canlıların Cambrian dönemde, paleozoik devrin ilk devlerinde görüldüğünü kabul ederler. Solucansı yumuşak bedenli canlıların fosilleri çok az bulunur ancak, bazı bölgelerde bu fosiller çok iyi korunmuştur. Bu tür fosillerin bulunabileceği en iyi yer, Şikago şehir merkezine yakın bir yer olan Mazon Creek’dir.

Oligochaeta, kara ve tatlısu solucangilleri, fosilleri toprak solucanlarına çok yakındırlar ve bulunması aynı şekilde zordur.

Birçok kişi solucanların ekosisteme sunduğu hizmetlerin farkındadır. Cleopatra solucanları kutsamış ve Mısır’lı çiftçilerin solucanları topraktan uzaklaştırmasını yasaklamıştır. Aristotales solucanları toprağın bağırsakları olarak nitelendirmiştir.

Solucanlar üzerinde 39 yıl boyunca çalışan Charles Darwin, “dünya tarihinde solucanlardan çok daha fazla önemli rollere sahip olan bir çok hayvanın olduğu şüphe götürür” demiştir.

Son buzul çağı boyunca Kanada’da bir çok solucan ailesinin türünün (Lumbricidae gibi) yok olduğu düşünülmektedir. Sadece, British Columbia’nın (Kanada’nın batısında eyalet) batı sahilleri, Yukon’un (Oklahoma eyaletinde şehir) bir bölgesi ile doğru ve Atlantik Kanada’nın bir çok güney bölgesi gibi bölgelerde yer alan yerel solucanlar buzlarla kaplı olmayan bazı bölgelerde yaşayabildi. Bugün Kanada’daki bir çok solucan Avrupalı göçmenler tarafından getirildiler.

Kanada’da 3 tür solucan familyası görülür: Lumbricidae, Acanthodrilidae ve Sparganophilidae. Kuzey Amerika ve Kanada’ya özgü yerli solucanl çeşitleri de vardır: Aporrectodea bowcrowensis, Bimastos lawrenceae, Arctiostrotus perrieri, Arctiostrotus vancouverensis, Toutellus oregonensis and Sparganophilus eiseni.)

SORU: Allison Jack bir yazısında ‘kalabalık alanlarda, özellikle tarım alanlarında, erken Avrupalı ​​yerleşimciler tarafından getirilen, Eyzenya Fetita’nın işgalci solucanların gübre yığınları ve diğer herhangi bir yüksek organik madde alanları içinde yeni ortamına uyum sağlamış olduklarından bahseder.

Bu açıdan bakarak, Eyzenya Fetita türünün artık herhangi bir tehlike arz etmediğini söylemek olanaklı mı, Belki zamanla diğer işgalci solucanlar da yeni ortamlarına uyum sağlayacaklardır, ne dersiniz?

YANIT: Sadece birilerinin, solucanların doğallaştığı söylemesi onların zararlı olmayacağı anlamına gelmemektedir. Ben bu fikre katılmıyorum. Bir ekolojik işleyiş gözlemcisi olarak 1000 yıllık bir süre içinde solucanlara bakarak onların uyum sağladığını söyleyebilir ki, bu bilim adamı büyük olasılıkla artık aynı ekolojik işleyişe bakmıyor olacaktır. İşleyiş değişmiş olacağından burada ne olduğuna dair bellek de artık yok olmuş olacaktır.

SORU: Eğer besinler solucanların açtıkları tünellerden süzülüyorlarsa, bazılarının da iddia ettiği gibi bir araziye solucan aşılamak iyi bir fikir değildir, diyebilir miyiz?

YANIT: Bunu yapan ana solucan çeşidi, anecic toprak solucanlarıdır. Çünkü bu tür solucanlar toprakta çok derin dikey tüneller kazarlar ve bunlar oldukça geniş kanallar oldukları için besinleri kök bölgesinden hızla uzaklaştırarak diplere çekerler. Diğer tür solucanlar bu tür bir etkiye sahip değillerdir. Eyzenya Fetita yüzey solucanıdır. Derin dikey tüneller kazmazlar ve zamanlarını toprak yüzeyindeki organik madde tabakasında geçirirler.

SORU: Solucanlardan elde edilen yan ürünler hakkında ne düşünüyorsunuz, Örneğin solucan çayı, solucan bokunun sızıntı suyu, solucan suyu, solucan unu işgalci solucanlar konusunda olduğu gibi bu konuda da gözden kaçırdığımız bir şeyler var mı?

YANIT: Solucan gübresinden elde edeceğiniz özütler bitkilerin hastalıklara karşı dirençlerini arttırma konusunda fayda saylayabilirler.

SORU: *Biyolojik kütleden elde edilen solucan gübresi gerçekten de faydalı mı, Sizce, solucan gübresinin üretim faaliyeti kentsel arıtma çamurlarının bertaraf edilmesinde işe yarar mı?

(*Biyolojik kütle ifadesi, kentsel arıtma tesislerinde arıtma sonrası geriye kalan atık çamur anlamında kullanılmıştır)

YANIT: Arıtma çamuru ağır metaller açısından çok iyi bir taramadan geçirilmelidir. İnsan dışkısının bir yem malzemesi olarak ele alınıp solucan gübresi üretiminde bir hammadde kaynağı olarak kullanımı güç olabilir, çünkü kanalizasyonlar atık suyu sadece evlerden değil aynı zamanda işletmelerden de alırlar.

Bu durumda da çürütme ve dönüştürme işlemi esnasında ayrışması zor olan kirleticileri kontrol altına almak oldukça zor olacaktır.

Burada, Amerika ve Avrupa’da biyolojik kütle ve insan bokundan çürütülerek dönüştürülmüş malzemenin başarıyla kullanıldığı bazı çok iyi örnekler vardır.

Geri dönüşüm faaliyetlerini mükemmel bir biçimde yürüten bazı kentler kanalizasyon atıklarını başarıyla programlarına eklemişlerdir.

Aynı zamanda, eğer insan dışkısı kaynaklı malzemeyi gıda üretimi amacının dışında başka üretimlerde kullanacaksanız, örneğin bahçecilikte çiçek tarhları ve yol kenarı dikimleri için, kalite kontrol açısından o kadar da ince eleyip, sık dokumana gerek yoktur.

SORU: Biraz da güncel bir konuya değinelim. Bir süredir Türkiye’de olduğunuzu biliyorum. Şu anda Türkiye’de ne üzerine çalışmaktasınız, Bize biraz çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

YANIT: Namık Kemal Bilim Okulundan meslektaşlarım ve İzmir’deki Zeytin Araştırma İstasyonu Türk tarım alanlarındaki solucanlar üzerine bir araştırma yapmayı planlıyorlar.

Çiftliklerde yaşayan solucanlar hakkında çok az şey bilinmekte. Ormanlar ve doğal araziler üzerinde yapılmış birçok çalışma olmasına rağmen tarla ve meyve bahçelerinde hiç yoktur. Eğer bu çalışma TÜBİTAK tarafından finanse edilecek olursa ben de bu çalışmaya dahil olacağım. Aynı zamanda Türkiye’deki Solucan Gübresi üretimi çalışmalarına da yardımcı olabilmeyi umuyorum.

Her iki proje de, üzerinde çalışmak için oldukça eğlenceli.Biz ayrıca küçük çiftçilerin, gelirlerini arttırmak amacıyla tarımsal atık maddelerini verimlilik ıslahı açısından nasıl kullandıklarını araştırmaya yönelik olarak da GATES VAKFI tarafından verilen kısa adı ifadenin baş harflerinden oluşan BREAD – Basic Research to Enable Agricultural Development) yani Türkçesi ile ‘Tarımsal Kalkınmayı Sağlamak İçin Temel Araştırmalar’ bağışını almayı umuyoruz. Tabi tüm bunlar finansman kaynaklarına bağlıdır.

SORU: Biz Türkiye olarak Solucan Gübresi üretimine pek çok ülkeye göre daha geç başladık. Bu nedenle Türkiye’deki Solucan Gübresi üretimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

YANIT: Bir ülkenin solucan gübresi üretimine diğerinden daha sonra başlamış olması bir eksiklik gibi algılanmamalıdır. Solucan gübresi genel olarak oldukça yerel bir ölçekte işlemektedir. Bir üreticinin dikkat etmesi gereken en önemli ayrıntı Solucan Gübresi üretimi için beslenme kaynağının üretim yerine yakınlığıdır. Bu durum işteki qarlılığı belirleyen en önemli unsurdur.

Bu açıdan yüksek değerli bir verimlilik değişikliği sağlayabilme potansiyeli bile büyük bir şeydir. Bazen geç başlamak kayıp değil tam tersine kazanç bile sayılabilir. Böylece Türk solucan gübresi üreticileri diğer ülkelerde daha önceden yapılmış uygulamalara bakıp araştırmalardan yararlanabilirler, daha iyisini kurabilirler. Solucan gübresinin üretiminin yerel niteliğinin önemini yeterince anlatamayabilirim. Hammadde olarak kullanılabilecek tipik organik atıkların teşhis edilmesi ve tanımlanmasına yönelik ihtiyaç duyulan araştırmaların yapılması gerekir. Türkiye’de bu hammaddeler farklı tiplerde gübreler (koyun, keçi, inek vs), zeytin ve üzüm posaları vs. olabilmektedir.

SORU: Solucanlara ve Solucan gübresine dair, Türkiye’deki çiftçilere ve/veya hobi olarak ilgilenenlere doğrudan bir çağrınız var mı, Onlara ne söylemek istersiniz?

YANIT: Bu işi yapın, ama iyi bir solucan gübresi üretmenin dayanağının öncelikle iyi bir yem hazırlamak olduğunu unutmayın. Organik nitelikli malzemenin disiplin altında parçalama, bozundurma ve dönüştürme aşamalarından oluşan bir çürütme işlemi olduğunu bilsinler ve bunun için mutlaka öğrenim alsınlar.

Solucanları kendi bokundan sağlıklı yöntemlerle ayırın. Malzeme yem kıvamına ulaşmadan solucanlara yedirmeye kalkışmayın. Solucan bokunun elde edilmesinden sonra olgunlaşması için ona zaman tanıyın.

Bazıları elde edilen bokun 1 ayda gübreye dönüşeceğini ileri sürüyor, ancak bu doğru değil, kanımca en az 3 ay beklemek çok daha kaliteli bir ürün elde etmenizi sağlayacaktır. (Bitti)

———————————————-

Bay Gönen yaptığı bu söyleşiyi yazılı hale getirerek, bilgileri Türk okurları ile paylaşmıştır. Gönen söyleşinin sunumuna; Yardımcı Profesör Doktor Görres ile neden söyleştiği hakkında özet bir not koymuştur.

Bu not da bay Görres’in bilgi birikiminden faydalanmak amacıyla bu söyleşiyi yaptığını ve aynı zamanda çok sık sorulan ve hemen herkesin doğal olarak aklına gelen ‘Normal toprak solucanlarıyla solucan gübresi üretimi yapılamaz mı?’ sorusuna yanıt aradığını ifade etmektedir.

Yardımcı Profesör, Josef H. Görres kimdir?
Vermont Bilim Okulunda, Yardımcı Profesör olarak görev yapan Doktor Josef H. Görres Tekirdağ’daki Namık Kemal Bilim Okulu Tarım bölümünde görevli Toprak ve Bitki besleme Doçenti Korkmaz Bellitürk’ün konuğu olarak ülkemize gelmiş ve solucan gübresi üreticisi bazı girişimcilerle tanışmış ve üretim süreçlerine göz atarak kendi deneyimlerine dayanan bazı önerilerde bulunmuştur.

Yardımcı Profesör Doktor Josef H. Görres ‘in bilimsel kariyeri ise şöyledir.

Vermont Bilim Okulu
(The University of Vermont)

Doktora:
Manchester Bilim Okulu,
Bilim ve Teknoloji Enstitüsü,
İngiltere, 1982

Uzmanlık Belgesi:
Doğal Kaynaklar Bilimi,
Rhode Island Bilim Okulu, 1991

Öğrenim Belgesi:
Fizik,
Manchester Victoria Bilim Okulu,
İngiltere 1979

ABD’nin VERMONT BÖLGESİ HAKKINDA BİLGİ 
Vermont, ABD’nin kuzeydoğu kesiminde yer alan eyaletlerinden birisidir. Yeni İngiliz (New England) bölgesinde yer alır. Güneyde Massachusetts, doğuda New Hampshire, batıda New York ve kuzeyde de Quebec’le çevrilidir. Başkenti Montpelier olup, 2017 yılı nüfus sayımına göre 623.657 insan yaşamaktadır. Bölgede uygulanan saatlik çalışma ücreti en az 10,50 Amerikan dolarıdır. Bölge valisi Phil Scott’tır. Amerikan senatosunda iki senato üyesi vardır.Adları Bernie Sanders, Patrick Leahy.

Bölge’de 100 den fazla meslek öğrenimi alabileceğiniz okul vardır. Bunlar yüksek okul enstitü ve doğrudan bilim okuludur. Bölgenin ekonomisi tarıma dayalıdır. Bölgenin adı ile aynı adı taşıyan Vermont Bilim Okulu özellikle solucan gübresi konusunda da bilimsel araştırmalarıyla tanınır.

 

 

Bir cevap yazın

HAKKIMIZDA

KIT’A YAYINLARI

KISIMLAR

PAZAR

YASAL BİLGİ

SOSYAL AĞ